Hakkımızda etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Hakkımızda etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Mayıs 2007 Cumartesi

11 Mayıs Tanıtımlar ve Geçmişin İzleri

Bazı arkadaşlar bu blogun bir tanıtım, –yayın, müzik, video, sergi vb tanıtımı– amaçlı olarak da kullanılmasını istiyor. Bu doğrultuda ilki tanıtım, Ayşegül Denizci’den gelen tantımı genel olarak "hakkımızda" etiketi altında saklayacağım.

Aşağıda kasdını eksik ya da yanlış aktarmak pahasına Ayşegül Denizci'nin Arno Gruen’in Kendine İhanet (Çitlenbik Yayınları) kitabından hareketle yazdıklarından bir bölüm aktarıyorum:


bir kadın olarak kendimizi farketmemizi sağlayan erkeklerin;
"erkek olmak" modelini ,
bir kadın olan annelerinden
-ki ezilen ve kendilerini "zayıflık ve çaresizlik " duygularıyla dışa vuran kadınlardan öğenmeleridir.
bu durumda
oğul, annenin kahramanı olmalıdır.


Açıkçası benim tüylerimi ürperten bir öneri… Belki bir ara üzerine daha ayrıntılı olarak yazabilirim. Ya da daha iyisi, şimdiden üç beş yazmaya çalışayım: En zaından temel adalet (yani adaletin en kaba, ama en azından en nihaî ilkesi, eşitlik açısından) “oğlun annenin kahramanı olması” gerektiği ilkesi, hangi bakımdan “kadının erkeğin annesi olması” ilkesinden farklı? Tabii, bu iki talebin mükemmel bir şekilde örtüştüğü durumlar düşünmek mümkün. Baştan sona hiç izlemedim ama bildiğim kadarıyla Hitchcock’un Sapık’ta (“Psycho”) filmini yaptığı tam da böyle bir durumdu…

Sorun yalnızca adalet ya da eşitlik meselesi de değil… Annelerin oğullardan kahramanlık talebi, belki bütün kahramanlık taleplerinin ilk örneği ve kaynağı, yani tam da erkek şiddetinin oluştuğu yerdir.

Tabii, yanılıyor olabilirim. Belki de, Ayşegül Denizci’nin vaz ettiği tam tersidir; oğlunun “zayıflık” ve “çaresizliği” içinde kadınları /(anneyi) örnek almasıdır. (Her özddşim gibi bu özdeşim de çeşit çeşit tehlikelerle yüklü olsa da.) Gerçekten benim de, kadın hareketinin uzun vadeli etkisinin, bütünlenmeyi değil, kendi eksikliği, çaresizliği içinde durmayı deneyen bir öznelliğin oluşmasına yapacağı katkı olacağı…

Yine de… Sorun yalnızca kahraman arıyor olmak da değil… Psikanalizin dili ya da genel olarak karşılaştığımız nesnelerde, kişilerde, geçmiş nesnelerin izini arayan her dil, bizim tekrarlarla örülü doğal zamana aidiyetimizi, demek ki, ölüm içgüdüsünün ifadesi olan, “hastalıklı” yönümüzü araştırmaya çok daha yatkındır. Bir anlamda, bu dilden koptuğumuz ölçüde, öğrenme, ilerleme, olgunlaşma gibi ideallerin hükmü altındaki insanî zamanın örgüsüne katılabiliriz.

1 yorum:

2 Mayıs 2007 Çarşamba

2 Mayıs Üslup Sorunları

“Michelangelo'nun elinin Meryem'in yüzünü yontarkenki davranışları ile kumaşın kıvrımlarını yontarkenkileri arasındaki ayrım niçin önemli?” diye sormuştum; İştar da sormuş.

(Üslup hakkında çok genel bir not: Net’teki ortamların hangilerinin, ne kadar özel, ne kadar ortamalı, kamusal olduğu hakkında etraflı bir tartışmaya ihtiyacımız var. Şimdi, biz Defter’i çıkarken çok tartışmıştık, birbirimizden sözederken, brbirimize gönderme yaparken, birbirimizi ön isimlerimizle “Nurdan”, “İhsan”, “Bülent” diye mi anacağız, tam isim mi vereceğiz, diye... Birbirimizden “İhsan Bilgin” vs diye sözetmek yadırgatıcı geliyordu ama ikinci tarzın ima ettiği ‘laubalilik’ de kulağımızı tırmalıyordu. Hem, tam da kaçındığımız şeylerin belki başında, yazdıklarımızı bir iç tartışmaya dönüştürmek geliyordu.

Ama şimdi...? Bu notların benim için şimdilik en önemli yönü, yazma konusundaki sıkıntılarımı, engellerimi aşmaya çalışmak. Ama burada İştar’dan bile “İştar Gözaydın” diye bahsedecek olursam, artık iyice elim kolum bağlanmış, nasıl devam edeceğimi bilemez, ne yazmakta olduğumu anlayamaz olurum.

Bir şey daha: Yazmak konusunda çektiğim güçlüğün ne kadarını “psikolojik bir zaaf” olarak değerlendirmem gerektiğini, ne kadarının arkasında duracağım, yazma konusunda meşru bir tereddüdü ifade ettiğini kestiremiyorum. Yani yazmakta çektiğim güçlük üzerine de yazamıyorum.)

İştar’ın da sorduğu soruya gelince... İz bırakmakla ifade etmek arasındaki ayrımı, başlangıç olarak herhalde iradî olanla olmayan (yani hüner, alışkanlık, praxis, beceri, hatta habitus gibi kavramlarla yaklaşmaya çalıştığımız varoluş tarzı) ayrımı çerçevesinde düşünmek gerekiyor. Ama bu izi sürmeye henüz hazır değilim; yazmak için hazır olmayı beklersem de, o zaman bu notlar için kendime vermiş olduğum “izin”i geri almış olacağım. O yüzden, şimdilik Rönesans’da sanat üzerine düşünenlerin sanatçının kendine özgülüğünü, bireysellliğini, üslubunun tderğiştiremediği yönlerini anlatmak için kullandıkları “aria” (hava) terimi ile üslubunun öğrenerek, hiç değilse belli bir süre için benimsediği yönlerini anlatmak için kullandıkları “maniera” (daha çok bizim kullandığımız anlamda “üslup”a yakın bir kavram) ayrımının ufuk açıcı olabileceğini düşünmüş olduğumu söyleyeyim. Ama iyisi mi, ben şimdi “üç Rönesans ustası ve dört anne” üzerine tuttuğum notlara döneyim. Sonra herhalde bir ara bu konuya da geri dönerim.

0 yorum:

6 Nisan 2007 Cuma

6 Nisan Hemşireler, Biraderler

Bu blog’u, sağolsun arkadaşların yardımıyla hazırlarken, başkaları tarafından izlenmesi daha güç olabilecek, daha kişisel notlar için “Defterim” başlıklı ikinci bir blog daha tasarlamıştık. Ama bu blog faaliyete geçeli 3 aydan fazla oldu ve benim notlarım dışında pek bir katkı almıyor; bu şartlarda, iki blog’u birden idare etmektense, şimdilik o türden notları da buraya aktarmaya karar verdim.

Konuya gelecek olursak... Epeyce bir süredir, kendimce “kardeşlik” konusu üzerinde düşündüğüm, çalıştığım herhalde biliniyor. Benim, bu konuda yazdığım, söylediğim neredeyse her şey bir “abi” (büyük erkek kardeş) konumundan edilmiş sözler. Ama kardeşlik ilişkisinin diğer konumlardan da nasıl göründüğü elbette ilgimi çekiyor. Rona Goffen’ın Renaissance Rivals. Michelangelo, Leonardo, Raphael, Titian (Yale Univ. Press, 2002) kitabını okurken aşağıdaki pasajı (s. 26) bu yüzden kaydettim.

Rönesans’tan bu yana çeşitli sanatlar, bu örnekte şiirle resim arasındaki ilişki bir “kardeşlik” ama daha özgül olarak “kızkardeşlik” (“hemşirelik”) ilişkisi olarak tasarlandı ama bu örnekte Lodovico Dolce Aretino adlı yapıtında şiirle resmin “hemşire (“kızkardeş”) olmakla kalmadıklarını, neredeyse birader (erkek kardeş” olduklarını söylüyor.

Bu tasavvura göre kızkardeşlik, gerçek (erkek) kardeşliğinin daha silik, daha az kanlı canlı bir versiyonundan ibaret mi olmuş oluyor?

Buradan hareketle akla çeşitli sorular gelebilir. Benim ilk aklıma gelenlerden biri: 1970’lerde çokuluslu petrol şirketlerinden “yedi kızkardeşler (seven sisters)” diye sözedilirdi. Neden? Çıkar ortaklığı üzerine kurulmuş bir ortaklık yeterince kanlı canlı bulunmadığı için mi?

Tabii, Türkçe kelimeyi cinsiyet meselesini tasrih etmeden kullanmamıza izin veriyor: “Halkların kardeşiliği” derken hangisini kasdediyoruz?

0 yorum:

28 Mart 2007 Çarşamba

27 Mart Biz (1)

Aşağıdaki notları geçen yaz tutmaya başlamıştım. Biri dergisinde yayınlanan "Yuva ve Yol" yazısının devamı gibiler ve bir noktada aynı başlıkla oluşacak bir kitabın içinde yer alacaklarını umuyorum. Her türden katkı (eleştiri, yorum, soru, eklenti) beni çok mutlu edecektir.

1
“Biz” kimiz? Daha doğrusu “biz”e ne zaman, bazen politik, bazen kültürel, bazen hatta romantik anlamlar atfetme ihtiyacını duyuyoruz?

Aile kültüründen hareketle başlayalım:

Bir gerçeklik olarak “biz”in varlığının, bir kavram, bir kelime olarak “biz”in varlığından (hatta kavram öncesi bir dilsel işaret, bir zamir, hatta belki bir jest olarak bile ifade bulan “biz”in de varlığından) önce geldiğini söylemekle başlayalım. Daha çıplak, daha kestirme bir şekilde söyleyecek olursak: Biz "biz" deme ihtiyacından, şu ya da bu nedenden ötürü, “biz” deme ihtiyacını duyan (çeken) özneden, “ben”den öncedir.

İnsan yavrusunun varoluşunun ilk hali bir parazitinki gibidir. Varolabilmek için, kendisi olmayan, kendisinin olmayan ama ona, tam olarak da yabacı olmayan bir canlı ortama ihtiyaç duyar.

Bu eşyaşam, ortak-yaşam (“symbiosis”) deneyiminin ruhsal düzeyde ne gibi izler bıraktığını bilmiyoruz. Bu izlere düşüncelerdense düşler, sezgiler, psikotik semptomlar ilh. aracılığıyla ulaşmaya çalışıyoruz.

Ama şu kadarı yine de söylenebilir belki:

İnsan tekini, “ben”i, “biz” demeye sevk eden (dürten) çeşitli ruhsal deneyimlre sayılabilir: düşman (hatta ölüm) karşısında çaresizlik, çıkar, zevk ya da proje ortaklığı gibi.... Ama bütün bu arızî koşulların geçerli olmadığı durumlarda da, insanların “ben” demekle yetinmeyip, bir “biz”den sözetme, onu kurgulama ihtiyacı duyduklarını biliyor, görüyoruz. O halde şunu söylemek istiyorum: Rahim içi hayatın kimi boyutları, “biz” demenin diğer bütün arızî koşulları geçerli olmadığında bile, “biz” demeye devam etmedeki ısrarımız, rahim içi hayatın kimi boyutlarının sürekliliğinden hareketle anlaşılabilir.

Kasdettiğim, bir zamanlar zannettiğim gibi, bir geçmiş saplantısının türevi olarak “kovulduğumuz, tiridğimiz cennet” anısı değil. Rahim içi hayatın bazı özellikleri, hayat boyu geçerliliklerini koruduğudandır ki, dünyada, kısmen de olsa anamızın karnında yaşar gibi yaşadığımızdandır ki, son kertede hepimiz birer parazit, birer aslak olduğumuz içindir ki, “biz” diye bir öznenin varlığına gerek duyuyoruz.

Bir ideoloji eleştirisi anlayışına göre, “biz” (hatta “ben” bile) diyebilmek, ancak aynı zamanda “o(nlar)” diyebilmekle mümkün olur; özne ancak aynı zamanda “öteki”ni de (düşmanı, hasmı) kurarak varolabilir. Eğer buraya kadar yazdıklarım doğruysa, insanın kötülüğünü, aslın düşmanlıkla sakatlanmış olarak doğduğunu kabul etmekte son derece gerçekçi davranır görünen bu görüş yanılıyor demektir: “Biz” (hatta “biz hepimiz”) “o”ndan, “öteki”nden “ön” kelimesinin bütün anlamlarında öncedir. İlk farklılık, yarın, yara (“düşüncenin yarası”) benle onun arasında değil, benle bizim aramızdadır; “ben” “biz”den düşerek doğar.

0 yorum:

13 Mart 2007 Salı

12 Mart

Şu “blog” işini kıvıramadım daha.... Hâlâ her cümleyi, sanki ebediyyete hâk ediyormuş gibi yazıyormuş endişesinden kurtulamıyor, tuttuğum notları “bitiremiyor”, onları, hiç değilse, bende “hiçbir şüpheye yer bırakmayacak” hale getirmeden blogda bile yayınlayamıyorum. Yani, bütün tereddütleriyle bir tür "hareket halindeki düşünce"ye uygun bir dil bulunamamış oluyor.

Neyse, bütün bu gevezelik, aşağıdaki notları Bilgi Üniversitesi’nin Bahar dönemininin başında, ders notu olarak tutmaya başlamış, ve yine “bitirememiş” , dolayısıyla öğrencilere de dağıtamamıştım.

Şimdi bu halleriyle “yayınlıyorum”; belki bir işe yararlar:

0 yorum:

25 Aralık 2006 Pazartesi

Başlarken

‘Henüz’ bir tanımı olmayan bu türden, yazı tarzından, “blog”dan ne bekliyorum, ne yapmayı tasarlıyor ya da umuyorum, onu yazmaya çalışmakla başlayayım önce...

Yalnız başına çalışmaktan (düşünmekten) ötedenberi, herhalde kendimi bildim bileli, sıkıldım. Sohbetin sürekliliği, her zaman (neredeyse) sözün içeriği kadar önemli oldu.

Demek ki, bir kere düşüncelerimi (sürecini de ürünlerini de) paylaşabileceklerimin sayısını arttırmayı umuyorum bu elektronik günlük sayesinde. Sözle ulaşamadıklarıma yazıyla ulaşmak...

Ama diğer yandan, paylaşmanın ötesinde (ya da yanısıra) yazmanın kendisi de önemli... Sohbetin sınırlarını genişletmenin yanısıra, yazının sağladığı disiplinle, zaten sürmekte olan sohbetin de derinleşmesine katkıda bulanabileceğimi umuyorum.

Demek ki, bir yanıyla (başkaları için) bir çağrı, bir davet, bir yanıyla da (kendim için) bir disiplin aracı...

Peki içeriği ne olacak burada tutacağım notların?

İskender Savaşır

0 yorum:

8 Aralık 2006 Cuma

Blogger Okur/Yazar Kılavuzu

Blog Nedir?

Blog, web sitesi yapmanın teknik zorluklarıyla cebelleşmeden online günlük tutmanın en kolay ve popüler yolu. Sunduğu kolaylıklar dolayısıyla yazı yazmayı bilen herkesin bir web sayfası sahibi olmasını sağlıyor. Bu nedenle de son dönemde popülerliği hayli artmış durumda. Blog yazarak önemli paralar kazanan insanlardan söz ediliyor. Bunun dışında dergiciliğe oranla daha geniş bir kitleye seslenme olanağına da sahip bir yöntem. Blog'da en son eklenen yazı en üstte görünecek biçimde ana sayfada belirli sayıda metin listelenir, diğer metinlere de arşiv bağlantıları kullanılarak erişilebilir.

Blogger

Blogger, blog konusunda öncü niteliğe sahip servislerden bir tanesi. Bu kılavuzda yazılanlar, Blogger için geçerlidir.

Gmail

Blogger, yeni alt yapısında gmail sahipleri tarafından kolay kullanmayı sağlayacak biçimde tasarlanmış. Blogger'da bir blog sahibi olmak ya da bir blog'da yazar olabilmek için gmail hesabına sahip olmak gerekiyor. Eğer bir Gmail hesabınız yoksa ve edinmek istiyorsanız, bu kılavuzu size ulaştıran kişiye ulaşıp ondan sizin için bir Gmail davetiyesi göndermesini isteyebilirsiniz.

Blogger (Google) Hesabı Açmak

Blogger hesabı açmak oldukça kolay. Kısaca özetleyecek olursak, öncelikle Blogger ana sayfasında aşağıdaki bir resmi görünün bölümde üzerinde "Create Your Blog Now" yazan oka tıklamalısınız.

Bu linke tıklandığında ekrana, Google hesabı açmak için gerekli bilgileri doldurmanız gereken bir form gelecektir. Bu formu gerekli bilgileri sağlayarak doldurmalısınız.

Sırasıyla mevcut bir e-posta adresinizi, iki kez şifrenizi, Blogger'da görünmesini istediğiniz ismi ve bozulmuş karakterlerle yazılmış harflarden oluşan diziyi ilgili kutulara yazıp, yanında "I accept the Terms of Service" yazan kutuyu tiklemeniz gerekiyor. Bu son adımda Google hesabı açmak için Google'ın size sunduğu bütün koşul ve kuralları kabul etmiş oluyorsunuz. Bunların hepsini yaptıktan sonra üzerinde "Continue" yazan oka tıklayarak devam edin.

Eğer kendiniz için bir blog kurmayı amaçlamıyorsanız bundan sonraki adımları tamamlamanıza gerek yoktur. Bu aşamada bir Blogger hesabına sahip olursunuz. Bu Blogger hesabıyla mevcut bloglara yorum yazabilir ya da yazar olabilirsiniz.

Eğer kendi blogunuzu kurmak istiyorsanız, ikinci adımda gelecek forma bir blog başlığı ve bir adres girmeniz gerekmektedir. Başlık dilediğiniz bir şey olabilir, ancak adres için gireceğiniz ifade boşluk ve Türkçe karakter içermemeli ve "-", "/", vb. karakterlerle başlamamalıdır.

Bu formu doldurup alttaki "Continue" okuna bastığınızda kuracağınız blogun nasıl görüneceğiyle ilgili bir seçim yapmanız istenir. Bu adımda yaptığınız seçimi daha sonra değiştirebilirsiniz. Burada seçilen şablona daha sonra eklemeler yapılabileceği gibi bazı öğeler çıkartılabilir de.

Bu aşamayı da tamamlayıp "Continue" okuna bastığınızda ekrana aşağıdaki gibi bir kutlama sayfası gelecektir.


Bundan sonra "Start Posting" okuna tıklayarak hemen bir şeyler yazmaya başlayabilirsiniz.

Giriş

Blogger sayfasının sağ üst kısmında bulunan giriş bölümü kullanılarak Blogger'a giriş yapılabilir. Blogger eski alt yapısından yeni altyapısına geçmekte olduğundan burada iki seçenek bulunmaktadır. Bunlardan "New Blogger" olanını seçmeniz gerekmektedir.

Seçim yapıldıktan sonra ekran değişecek ve aşağıdaki biçimi alacaktır.

Bu ekranda kullanıcı adınızı ve şifrenizi girerek "Dashboard"a giriş yapabilirsiniz.

Dashboard

Blogger'da ilk tanışılması gereken sayfa "Dashboard" sayfası. Aşağıda bir örneği görünen bu sayfa kişinin bloglarının genel bir görünümünü veriyor. Bu sayfadan her bir blogla ilgili ayar sayfalarına gidilebildiği gibi, yeni metin gönderme sayfasına da gidilebilir.


Yeni metin göndermek

Blogger'da yeni metin postalamak için birden çok yöntem var. Bunlardan biri Dashboard'da metin eklemek istediğiniz blogla ilgili bölümde bulunan "New Post" bağlantısına tıklamak. Diğeri, -yine- Dashboard'da bulunan "Posts" bağlantısına tıklayarak yeni açılan sayfanın sol üst köşesindeki "Create" ya da "New Post" bağlantılarından birisine tıklamak (aşağıda sayfanın bu bölümü görülmektedir).

Üçüncü yöntemeyse blogun web sitesinden ulaşılabilir. Eğer gmail ya da Blogger hesabınıza giriş yapmışsanız blog'un web sitesinde gezinirken sağ üstte aşağıdaki gibi linkler bulunacaktır.

Bu linklerden "New Post"a tıklayarak yeni bir metin oluşturmak için Blogger editör sayfasına ulaşabilirsiniz.

Editör Sayfası

Blogger editör sayfasının görünümü aşağıdaki gibidir. Bu bölümde bu sayfanın (editörün) kullanımıyla ilgili temel noktalara değinmeye çalışacağız.

Title

Bu kısım girilecek metnin başlığının yazılacağı kısımdır. Buraya yazılan metne "Kalın" (Bold), "İtalik" (Italic) gibi formatlama yapmak olanaklı değildir. Sayfada metnin en üstünde görünür ve arşivde metnin görünen kısmını oluşturur. Bu bölümün doldurulması zorunlu değildir. Bu kısım doldurulmadığında metnin başlığı olarak ilk birkaç sözcüğü rasgele olarak arşiv kısmında görünecektir.

Text Area

Ortada bulunan büyük metin kutusu, metnin gövdesinin girileceği bölümdür. Buraya girilecek metin üzerinde MS Word'dekine benzer formatlamalar yapılabilir. Bu formatlama seçenekleri yukarıdaki resimde de görülmektedir. Soldan sağa doğru sıralayacak olursak:

  • Metnin fontu değiştirilebilir.
  • Metnin font büyüklüğü değiştirilebilir.
  • Metin kalın (bold) olarak işaretlenebilir.
  • Metin italik (italic) olark işaretlenebilir.
  • Metnin rengi değiştirilebilir.
  • Metne bir hyperlink eklenebilir (bu sayede başka bir web sitesine bağlantı verilebilir).
  • Metin sola dayalı biçimde gösterilebilir (hiçbir şey seçilmemişse otomatik olarak bu seçenek aktiftir).
  • Metin ortalanabilir.
  • Metin sağa dayalı biçimde gösterilebilir.
  • Metin sayfaya tam oturacak biçimde (justify) formatlanabilir.
  • Seçili metin sıralı liste (1, 2, 3, vb.) biçiminde gösterilebilir.
  • Seçili metin sırasız liste biçiminde gösterilebilir.
  • Seçili metin blok olarak tırnak işaretlerinin arasına alınıp alıntı olduğu gösterilebilir.
  • İngilizce için dil kontrolü yapılabilir.
  • Resim dosyası eklenebilir.
  • Seçili metne yapılmış bütün formatlama kaldırılabilir.

MS Word'ün sağladığı temel olanakların pek çoğu bu editörde de sağlanmaktadır. Resim dosyalarının eklenmesi ile ilgili işlevde bugün itibariyle giderilmemiş sorunlar olsa da, yayınlanmak istenen metnin istenen biçimde formatlanabilmesi için pek çok araç sunulmaktadır.

Firefox tarayıcısını (Internet Explorer'a alternatif bir tarayıcı (browser)) kullananlar, bu alana bir MS Word dosyası içinden metin kopyaladıklarında o MS Word dosyası içindeki metin formatları aynen korunur.

Post Options

Yazarın eklenen metinle ilgili bazı seçenekleri değiştirme şansı da vardır. Formun alt bölümünde bulunan "Post Options" linkine tıklandığında bu seçenekler görünür hale gelir. Girilecek metne okuyucu yorumu eklenmesine izin verip vermemek buradan seçilebilir ("Reader Comments"). Burada yapılabilecek diğer bir şey de girilen metnin hangi tarihi taşımasının istendiğidir. "Post time and date" bölümünde metnin tarihi ve saati girilebilir (genellikle daha önce yazılmış ancak girilememiş metinlerin girişinde kullanılır, ileri tarihli metin girmek olanaklıdır, ileri tarihli metinler anında gösterilirler, metnin gösterilmesi için girilen tarihin gelmesi beklenmez).

Label

Editör sayfasındaki formun alt kısmında bulunan "Labels for this post" bölümü kullanılarak metne bazı etiketler, kategoriler, vb. eklenebilir. Bu, blogdaki metinlerin belirli bir düzenlilik içerisinde görünmesini sağlayacaktır. Burada "Show All" bağlantısına tıklandığında o blogda o güne kadar kullanılmış bütün labellar görüntülenecektir. Görüntülenen bu labellara tıklanarak da labellar metne eklenebilir.

Label, başlıktan şu anlamda farklıdır: bir futbol takımının bir maçıyla ilgili yazdığınız bir yazıya, diyelim, "Livorno-Ancona" diye bir başlık verebilirsiniz. Bu, metnin en sütünde, onu niteleyen metin olarak görünecektir. Ancak bu metni, "Futbol", "Livorno", "Ancona" gibi labellara ekleyerek bu konularla ilgili metinleri görüntülemek isteyen okurun onu görmesini sağlayabilirsiniz.

Yorum yazmak

Blogger bloglarında okuyucuların da metinle ilgili yorum yapmalarını sağlayan bir fonksiyon vardır. Bunu kullanmak için blog sayfasında yorum girilmek istenen metnin hemen altında bulunan ilgili bağlantıya tıklamak gerekmektedir. Bu bağlantı aşağı yukarı şöyle görünmektedir:

Burada "Yorum" yazan bölüme tıklandığında, Blogger yorum yazmak için ilgili arayüze yönlendirir. Bu arayüz şöyle görünür:

Burada en üstteki metin kutusu yorumun yazılacağı bölümdür. Burada istenirse HTML etiketleri kullanılabilir (eğer bu konuda bilginiz yoksa önemsemeyin). Metinle ilgili yorum girildikten sonra altta görülebiliecek biçimi bozulmuş harflerden oluşan dizinin hemen altındaki kutucuğa girilmesi gerekir. (Buradaki amaç bu yorum fonksiyonunun scriptler kullanılarak otomatik olarak doldurularak sitenin işlemez hale gelmesini engellemektir. Harflerin de biraz yamultulmuş olmasının nedeni budur.)

Bundan sonra yorum sahibi olarak bir kimlik seçmeniz istenir ("Choose an identity"). Eğer bir Google/Blogger hesabınız varsa kullanıcı adı ("Username") ve şifre ("Password") kutucuklarını doldurarak yorumunuzu Gmail kullanıcı adınızla görünecek biçimde yapabilirsiniz. Eğer Google/Blogger hesabınız yoksa geriye iki seçenek daha kalır: "Other" ve "Anonymus". "Other" seçildiğinde alttaki kutucuklar şöyle görünür:

Bu kutucuklara ad ("Name") ve varsa web sitenizin adresini ("Your Web Page") girebilirsiniz. "Anonymus" seçildiğindeyse alttaki kutucuklar kaybolur ve yorum size ait bir bilgi olmaksızın gönderilir.

Bu alanları doldurup doldurmamak size kalmış. Eğer bu alanlardan hiçbirine bir şey yazılmazsa, yorum anonim yorum olarak gönderilecektir.

Gönderilen yorumlar hemen sitede görünmeyebilir. Bu durumda blog sahibi gönderilen yorumları yayınlanmadan önce görmek istiyordur. Eğer sitenin yazarlarından değilseniz yorumunuz ancak blog sahibi onay verdikten sonra yayınlanacaktır. Burada da amaç, bu fonksiyonun kötüye kullanımını engellemektir.

Arama yapmak

Blogger'daki bir blog'da arama yapabilmek için blog sayfasının sol üstünde bulunan kutucuğu kullanabilirsiniz.

Bu kutucuğa aramak istediğiniz anahtar sözcükleri girip "Search Blog" butonuna bastığınızda arama başlayacaktır. Bu işlev bütün Blogger bloglarında burada bulunmaz, ancak genellikle böyledir. Diğer bazı bloglarda sol ya da sağ taraftaki bir menüde arama özelliği bulunabilir, ya da hiç arama özelliği bulunmayabilir.

0 yorum:

1 Aralık 2006 Cuma

Yardım

Yorum

  • Blog'daki metinlerle ilgili yorum yapmak herkes için açıktır. Her bir metnin altında bulunan yorumla ilgili ölümü kullanarak yorum yapabilirsiniz.
  • Kötüye kullanımı engellemek amacıyla yorumlar onaydan geçerek yayınlanmaktadır. Bu da zaman zaman 1-2günlük gecikmelere neden olabilmektedir.
  • Yazılan yorumlarda yazımla ilgili düzeltmeler yapılabilir ancak içerikle ilgili düzeltme yapılmayacaktır.
Metin
Çalışma açısından yayınlanmasını yararlı gördüğünüz metinleri bize ulaştırabilrsiniz. Bunun için bu yardım yazısının altına yorum yazarak size ulaşmamızı sağlayabilirsiniz. Yorumda lütfen size ulaşabileceğimiz geçerli bir e-posta adresi bulundurun. Bu yorumlar yayınlanmayacağından verdiğiniz e-posta adresinin güvenliği konusunda endişe etmenize gerek yoktur.

İletişim
Bizimle iletişim kurmak için de bu yardım yazısının altındaki yorum bölümünü kullanabilirsiniz. Bu bölümde yazılan yorumlar yayınlanmayacak, yalnızca iletişim kurmak için kullanılacaktır. Bu nedenle blogdaki bir metinle ilgili yapmak istediğiniz bir yorumu o metnin altına yazın.

Arama
Blog içinde arama yapmak isterseniz, her sayfanın en üstünde görülen çubuğun en solundaki arama kutusunu kullanabilirsiniz. Aramak istediğiniz anahtar sözcükleri bu kutucuğa yazıp klavyenizdeki "Enter" tuşuna basmanız yeterli olacaktır.

0 yorum: