Kardeşlik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kardeşlik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Nisan 2007 Cuma

6 Nisan Hemşireler, Biraderler

Bu blog’u, sağolsun arkadaşların yardımıyla hazırlarken, başkaları tarafından izlenmesi daha güç olabilecek, daha kişisel notlar için “Defterim” başlıklı ikinci bir blog daha tasarlamıştık. Ama bu blog faaliyete geçeli 3 aydan fazla oldu ve benim notlarım dışında pek bir katkı almıyor; bu şartlarda, iki blog’u birden idare etmektense, şimdilik o türden notları da buraya aktarmaya karar verdim.

Konuya gelecek olursak... Epeyce bir süredir, kendimce “kardeşlik” konusu üzerinde düşündüğüm, çalıştığım herhalde biliniyor. Benim, bu konuda yazdığım, söylediğim neredeyse her şey bir “abi” (büyük erkek kardeş) konumundan edilmiş sözler. Ama kardeşlik ilişkisinin diğer konumlardan da nasıl göründüğü elbette ilgimi çekiyor. Rona Goffen’ın Renaissance Rivals. Michelangelo, Leonardo, Raphael, Titian (Yale Univ. Press, 2002) kitabını okurken aşağıdaki pasajı (s. 26) bu yüzden kaydettim.

Rönesans’tan bu yana çeşitli sanatlar, bu örnekte şiirle resim arasındaki ilişki bir “kardeşlik” ama daha özgül olarak “kızkardeşlik” (“hemşirelik”) ilişkisi olarak tasarlandı ama bu örnekte Lodovico Dolce Aretino adlı yapıtında şiirle resmin “hemşire (“kızkardeş”) olmakla kalmadıklarını, neredeyse birader (erkek kardeş” olduklarını söylüyor.

Bu tasavvura göre kızkardeşlik, gerçek (erkek) kardeşliğinin daha silik, daha az kanlı canlı bir versiyonundan ibaret mi olmuş oluyor?

Buradan hareketle akla çeşitli sorular gelebilir. Benim ilk aklıma gelenlerden biri: 1970’lerde çokuluslu petrol şirketlerinden “yedi kızkardeşler (seven sisters)” diye sözedilirdi. Neden? Çıkar ortaklığı üzerine kurulmuş bir ortaklık yeterince kanlı canlı bulunmadığı için mi?

Tabii, Türkçe kelimeyi cinsiyet meselesini tasrih etmeden kullanmamıza izin veriyor: “Halkların kardeşiliği” derken hangisini kasdediyoruz?

0 yorum:

16 Ocak 2007 Salı

16 Ocak: Kardeşlik

Kardeşliği (mesela Totem ve Tabu’ da Freud’un bile yaptığı gibi) dayanışma ihtiyacı ya da ortak bir geçmiş –suçluluk duygusu– gibi son kertede işlevsel bir kaynaktan türetmek sığı bir yaklaşımmış gibi geliyor bana...

Arkadaşlığı, dostluğu anlamak için, “lantecy” döneminin ve gençliğin –ve genel olarak, ego psikolojisinin– kazanımlarını küçümsemeyi bırakıp, bu kazanımları dürtülerin diliyle ilişkilendirerek yeniden kurmaya (ki, bu sonrtede “tarihsel psikanaliz” olacak) ihtiyacımız var. Oysa kardeşlik ilişkisini anlamak için klasik psikanallizin dilini daha iyi konuşmamız, özellikle de bu ilişkiyi narsizm öğretisi çerçevesinde düşünmemiz yeterli olabilir.

Hayalî olsun, gerçek olsun kardeşlik yitirilmiş bir tamlık, bütünlük imgesi üzerine kuruluymuş gibi görünüyor. Annenin sevgisi de dahil olmak üzere kıt kaynakları paylaşma zorululuğu bilincinden de, rekabetten de, kardeş kıskançlığından da önce gelen, hepsinden eski, ilkel ve güçlü bir imge bu...

Hayalî olsun, gerçek olsun kardeşlik yitirilmiş bir tamlık, bütünlük imgesi üzerine kuruluymuş gibi görünüyor. Kardeşim farklılığını, nesnelliği ile, yabancılığı ile, bir sınır teşkil etmesi ile duyuran bir özne olmadan önce, benim kendi ruhsal dürtülerimden, özellikle de onların terketmek,vazgeçmek zorunda kalmış olduğum bileşenlerinden hareketle inşa etmiş olduğum bir imge...

(Daha olgun (“yetişkin”) bir dille söyleyecek olursak, kardeşlik bilinci benliğimi inşa etmek için yararlandığım ruhsal malzemenin bir zamanlar sahip olduğum ve ilkece, her zaman yeniden ulaşabileceğim ruhsal malzemenin tamamı olmadığının bir ifadesi... Bütünlük ancak kardeşlik ilişkisi aşıldığında (ya da gerçeklik ileksinin tayin ettiği sınırlar içinde söyleyecek olursak) karşdeşler biraraya geldiğinde kurulabilecektir.

Bütün bunları niye yazıyorum?

Barcelona’dan döndükten sonra Açık Radyo’da yeni yıla Gotik müzik ve alt-kültürü üzerine bir program dizisi yaparak başlamaya karar verdim. (Neden? Bunun gerekçelerini, istenirse, başka bir notta saymaya ya da çözümlemeye çalışayım.) Okumaya başladığımın daha ikinci adımında Scott Walker, müziği ve hayalî kardeşleri ile tanıştım.

1 yorum: