7 Nisan 2007 Cumartesi

7 Nisan Devrim üzerine

Tam katkı yokluğundan yakındığım bir sırada Nizamettin Uygar’dan aldığım bir mektup aşağıdaki yazışmayı tetikledi. Onun da rızasını alarak aynen “yayınlıyorum”.


3 Nisan


Değerli İskender

Sizin blog'a her bakışımda haddim olmayarak, 'devrim fikri hakkında, 'emek' hakkında ne düşünüyor bu insanlar' diye düşündüm. Sizin de emek verdiğiniz bu kavramları yeniden düşünmeye çabagöstermek için ne yapmalı acaba?

selam ve sevgiler


Nizam

4 Nisan


Sevgili Nizam,
Bu soruları neden gruba ya da tercihan blog'a yöneltmiyorsunuz? O zaman belki bir tartışma başlatabiliriz.

sevgiler,
iskender

5 Nisan


Merhabalar
Tabi haklısınız, bir söz sarfedilince, sözün arkasında da durmak gerekir.Aslında ben, sesli olarak kendimce düşündüğüm bir konuda, biraz 'hırsızlık' yapayım, fikir çalayım diye sizi kışkırtmak istemiştim.

Acaba şöyle mi desek;'Hayata kendi bakışımızı atma gayretimizin, bütün okuma- yazmamızın,eylemlerimizin, kendimizi ve ufkumuzu üretme edimimizin? Ardında yatan hemen her şey üzerine bugün düşünmek isterken, bence karşımızda hala şifre çözücü olarak duran: Devrim kavramı, grup için nasıl bir anlam ifade ediyor ve daha önemlisi gruptakiler bu kavram hakkında ne düşünüyor?


Örneğin Devrim benim için:Doğruların ideolojik birliği yerine, herkesin kendi "yanlış"larının biraradalığıyla da deney imlenen bir hayat için; bizi hedefe kilitleyen, "hata"kabul etmeyen, bulunan her "hata"yı redakte eden bütün iktidarlardanuzaklaşma cüreti; bizi, devletten, bütünün tamamlanmışlığından, kusursuz olarak inşa edilen "teknik kurumlaşmalardan"Azat eden ütopyanın, çokluğun etkinliği olarak bir gerçeklik haline gelmesi, yaşamdan olumsuzun sökülüp alınmasının bizatihi kendisidir.


VeDevrim asla;Yasalarla belirlenen, üzerine tanımlar üretilerek, bu tanımlara uymagayreti; Diyalektiğin, "çelişkilerin öznelerinden yarattığı birliğin onayı"ndançıkarılacak bir strateji; Bitmiş bir proje olduğunu deklare ederek, kendi tamamlanmışlığımıza rıza üretme, ahlakın tahakkümü ve hayatımızın sınırlara ve kurumlara hapsedilmesi;Tarihin yasalarından türetilmiş bir devamlılık, bir "hayalet" değildir.


Kısacası, Devrim, teknik bir mesele değildir...Konu benim için önemli ve değerli.Sizin için anlamı nedir?...'

Değerli İskender benden şimdilik bu kadar. Görüş belirtmen için mailini bekliyorum

selamlar

nizam


6 Nisan


Sevgili Nizam,

Peki öyleyse, başlangıç olarak, benim şu an yazmakta olduğum bu not da dahil olarak yazışmalarımızı, yukarıdaki şekliyle (ya da senin redakte edeceğin şekliyle) olduğu gibi hem grupta hem de blog'da yayınlamaya ne dersin?

sevgiler, iskender

0 yorum:

6 Nisan 2007 Cuma

6 Nisan Hemşireler, Biraderler

Bu blog’u, sağolsun arkadaşların yardımıyla hazırlarken, başkaları tarafından izlenmesi daha güç olabilecek, daha kişisel notlar için “Defterim” başlıklı ikinci bir blog daha tasarlamıştık. Ama bu blog faaliyete geçeli 3 aydan fazla oldu ve benim notlarım dışında pek bir katkı almıyor; bu şartlarda, iki blog’u birden idare etmektense, şimdilik o türden notları da buraya aktarmaya karar verdim.

Konuya gelecek olursak... Epeyce bir süredir, kendimce “kardeşlik” konusu üzerinde düşündüğüm, çalıştığım herhalde biliniyor. Benim, bu konuda yazdığım, söylediğim neredeyse her şey bir “abi” (büyük erkek kardeş) konumundan edilmiş sözler. Ama kardeşlik ilişkisinin diğer konumlardan da nasıl göründüğü elbette ilgimi çekiyor. Rona Goffen’ın Renaissance Rivals. Michelangelo, Leonardo, Raphael, Titian (Yale Univ. Press, 2002) kitabını okurken aşağıdaki pasajı (s. 26) bu yüzden kaydettim.

Rönesans’tan bu yana çeşitli sanatlar, bu örnekte şiirle resim arasındaki ilişki bir “kardeşlik” ama daha özgül olarak “kızkardeşlik” (“hemşirelik”) ilişkisi olarak tasarlandı ama bu örnekte Lodovico Dolce Aretino adlı yapıtında şiirle resmin “hemşire (“kızkardeş”) olmakla kalmadıklarını, neredeyse birader (erkek kardeş” olduklarını söylüyor.

Bu tasavvura göre kızkardeşlik, gerçek (erkek) kardeşliğinin daha silik, daha az kanlı canlı bir versiyonundan ibaret mi olmuş oluyor?

Buradan hareketle akla çeşitli sorular gelebilir. Benim ilk aklıma gelenlerden biri: 1970’lerde çokuluslu petrol şirketlerinden “yedi kızkardeşler (seven sisters)” diye sözedilirdi. Neden? Çıkar ortaklığı üzerine kurulmuş bir ortaklık yeterince kanlı canlı bulunmadığı için mi?

Tabii, Türkçe kelimeyi cinsiyet meselesini tasrih etmeden kullanmamıza izin veriyor: “Halkların kardeşiliği” derken hangisini kasdediyoruz?

0 yorum: