12 Nisan 2010 Pazartesi

Krallık ve Mitolojisi

Defterisk tamamen yeni çıkacak portalın çalışmalarına ayrılmış durumda olduğundan not tutmak için burayı kullanıyorum.


Georges Duby quotes an unnamed source as saying, “In the kingdom of heaven, there is but one who reigns and that is he who hurls thunderbolts. It is only natural that on earth as well there be only one who reigns, under him.


Embedded in this grand conception of kingship were two broad functions. One was to exercise control over secular aªairs by providing for one ’s subjects, protecting them, ensuring the peace, and administering justice. The other function was sacerdotal or priestly, and involved responsibility for managing relations among the monarch, his people, and God. In this respect, the king played the role of a mediator, aiming to win the favor of the deity for himself and his people. 1 Enacting these functions in turn dictated two main forms of economic activity: pillage and sacrifice, or, in the words of medievalist Georges Duby, “to despoil and to proffer.”




Scott, Robert A.. Gothic Enterprise : A Guide to Understanding the Medieval Cathedral.

Ewing, NJ, USA: University of California Press, 2003. p 64.


3) The sacral king can trace their ancestry back ultimately to a deity. With most of the Anglo-Saxon kings this was Woden, but the kings of Essex traced themselves to Seaxneat. The Swedeish kings traced themselves to Frea (Frey).


http://swainblog.englatheod.org/


Yukarıdaki sayfada konu üzerine daha çok şey var... Oradan anladığım kadarıyla konuyla ilgili olarak mutlaka Heimskringla'ya bakmalı.


0 yorum:

29 Haziran 2007 Cuma

29 Haziran Bach'tan Sonra

Son 3-4 yıldır, aslında epistemoloji problemleri ile hiç ilgilenmemekle birlikte, ısrarla fizikle matematik arasındaki ilişki sorununa dönerken, aslında neyi düşünmeye çalışıyorum?

Bu akşam, oldukça yorgun ve nasıl adlandıracağımı bilemediğim bir ruh hali içinde olduğum bir sırada aklıma şöyle bir cümle geldi (rastgele, öylesine değil, aslında bunu, yani neyi düşünmeye çalıştığımı düşünüyordum): “Bach’ın müziğinde ifadesini bulmayan (ama hayattan yine de tanıdığımız, işaret edebileceğimiz, yaşadığımızı bildiğimiz) bir neşenin izini sürmeye, onu düşünmeye çalışıyorum.” (Zelenka’nın müziğinin beni o kadar sarsması, o kadar ki, hâlâ ona geri dön/e)memiş olmam, onu dinlemekten imtina etmem, belki bu yüzdendir.)

Bunu söylerken, düşünürken aslında Bach’a bir yerde (nerede? öznellik, yaşantı, fenomenoloji alanında mı?) epistemolojide Newton’un tuttuğu (tutmuş olduğu) yere benzer bir yer, bir rol mü atfetmiş oluyorum? Yaşanabilecek her şey, bütün yaşantı olanakları, (yaşantıyı ve müziği yeterince dikkatli dinlediğimiz takdirde) ifadesini (anlamını? sesini? kalıbını?) Bach’ta bulabilir. Tarihin sonu iddiasının müzikal karşılığı Bach’tır. Bu mu, kendisine karşı düşünmeye çalıştığım sav...?

Matematikle fizik arasındaki o “küçük açı”nın –mükemmel olarak işittiğimiz aralıkların, her zaman matematiksel olarak mükemmel olmamaları (Pythagoras’ın hesaplarmaları ile Samos’taki kazılan kanalın iki ucu arasındaki küçük fark)– işte, modern dünyanın anlamladırma olanaklarını aşan, onların dışına taşan o neşe olanağının kaynağı olduğunu (daha doğrusu, olabileceğini) düşünüyor, böyle düşünüldüğü takdirde nereye kadar gidilebileceğini görmek istiyorum – sanki...

Tabii, denebilir ki (hatta denmeli ki) Bach’ın müziğinin kendisinin kaynaklarından biri de, tam da o açı, “wohltemperiert”le “equal temperament” arasındaki farktır. Ama şimdilik bu kadar “itiraf” yeter... Kendi cehaletim bir yana, araçların kendisi de kaba saba geliyor (Bach’ın müziği değil tabii, ondan da matematikten de bahsetmek için kullandığımız kelimeler falan...)

Ama tabii, kaba saba da olsa araç-gereçten tamamen yoksun değiliz; örneğin romantikler de aynı olanağın önünde eşiniyorlardı.

2 yorum: